30 Eylül 2016 Cuma

BU RAPORU PİÇ İSMAİL'İN ELİNE VEREN ESKİŞEHİR SAVCISININ ANASINI AVRADINI SİKEYİM

EN ÇOK OKUNAN YAZIM BELLİ OLDU:

Bu yazıyı 372. 995 kişi okumuş.





BU RAPORU PİÇ İSMAİL'İN ELİNE VEREN ESKİŞEHİR SAVCISININ ANASINI SİKEYİM

İsmail Ilgaz ismindeki anasını siktiğimin çocuğu benim adıma site satın almış.

http://kenanakkus.com/

Aklı sıra deli olduğumun belgesini kamuoyuna sunuyor.

Bu uyduruk deli raporunun sahte olduğunu ispatlamadım mı orospu çocuğu?
Yargıtay, Anayasa mahkemesi bile kale almadı...
Akıllı raporunun üstüne deli raporu verilir mi piç?

Uyduruk raporun altındaki imza sahibi orospu çocuklarına ana avrat küfretmedim mi?

Kimler Onlar?
Latif R. Alpkan, Bakırköy Akıl Hastanesi Başhekim yardımcısı...
ANASINI KARISINI SİKEYİM...

Dr. Niyazi Uğur (Gebermiş orospu çocuğu)
ANASINI KARISINI SİKEYİM 


Dr. Nevzat Satmış (
Bakırköy Akıl Hastanesi)
ANASINI KARISINI SİKEYİM

Dr. Cem Tüz   
(Bakırköy Akıl Hastanesi)
ANASINI KARISINI SİKEYİM 


Dr. Şeref Özer (Psikiyatri Derneği başkanı olmuş orospu çocuğu)
ANASINI KARISINI SİKEYİM

Dr. Fatih Öncü   
(Bakırköy Akıl Hastanesi)
ANASINI KARISINI SİKEYİM


Dr. Oya Güçlü  (Bakırköy Akıl Hastanesi)
Bana zırdeli muamelesi yaparak tedavi eden fahişe...

Dr. Gönül Baylan Kaygısız (Eskişehir Devlet Hastanesi)
AMINI GÖTÜNÜ SİKTİĞİMİN OROSPUSU
(Rüşvet yiyerek sahte rapor düzenleyen, beni Bakırköy'e sevk eden fahişe)

Haber ver de bana dava açsın orospu çocukları.
Benim dilekçelerimi Eskişehir Savcıları yırttığı için dava açamıyorum.

Anasını bacısını siktiminin piçi, deli raporumdan başka koyacak bir şey bulamadın mı?
Başka malzemen yok mu?
Korsan CD sattığımın belgelerini de koysana sitene?
Sabıka belgemi de koysana...

Karısını siktiğim şerefsizi...
İnsan karısına küfür ettirir mi ulan pezevenk?

Buluşsana benimle... Korkak orospu çocuğu...
Götün yemiyor değil mi?

Ta ananı avradını sikeyim...

Orospu çocuğu korkak İsmail...
Kenan Akkuş (esrehber)





AKPL'Lİ KATİLLERİ CİNAYETLERDEN AKLAYAN  YEDİ ŞEREFSİZİ DEŞİFRE EDİYORUZ...

Psikiyatris Latif Ruhşat Alpkan (Başhekim yardımcısı)
Psikiyatris Niyazi Uygur
Psikiyatris Şeref Özer
Psikiyatris Fatih Öncü
Psikiyatris Cem Tüz
Psikiyatris Nevzat Satmış

Yedinci rüşvetçi fahişenin ismi Psikiyatris Bilge Askan Akyüz…
Fotoğrafını bulamadığım için deşifre edemedim…

...ve  Psikiyatris Oya Güçlü...

Yüzlerce sağlam insana “şizofren raporu” düzenlediler, emekli olmalarını sağladılar…
Karşılığında milyonlarca dolar rüşvet aldılar…

Fotoğraflarını ve isimlerini deşifre ettiğim şahısları, AKP kurucusu katillerin 5 cinayetini örtbas etmekten, karşılığında milyonlarca dolar rüşvet almaktan yargılatacağımı kamuoyuna duyuruyorum…

Devletin savcıları bu konuyla ilgili ifade almak yerine beni odalarından kovuyorlar…

Çünkü katiller AKP’li…
Recep Tayyip Erdoğan’ın koruması altındalar.


Kenan Akkuş (esrehber)





AKP'Lİ KATİLLERİ CİNAYETLERDEN AKLAYAN  ŞEREFSİZ...

RÜŞVET KARŞILIĞINDA SAHTE RAPORLAR DÜZENLEYEN PİÇ...

UTANMADAN BİR DE KİTAP YAZAN OROSPU ÇOCUĞU...

ŞİZOFREN PSİKİYATRİS...
BAKIRKÖY AKIL HASTANESİ BAŞHEKİM YARDIMCISI...
LATİF RUHŞAT ALPKAN...

15 KASIM CUMARTESİ SAAT 4'DE...
SAFSATA DOLU KİTABINI İMZALAYACAKMIŞ...
33. İSTANBUL TÜYAP KİTAP FUARI 3. SALON NO:206

SURATINA BALGAM ATMAK İÇİN ORADA OLACAĞIM...
SALGILARIMI PİSLİK SURATINA FIŞKIRTACAĞIM...
FIŞKIRTMA TÖRENİNE DOSTLARIMI BEKLERİM...



Kenan Akkuş (esrehber)









OROSPU ÇOCUĞU İSMAİL BAKIN NELER YUMURTLAMIŞ:


“Eskişehir Orduevi güçlendirme inşaatı yapıyoruz. Biz birini öldürüp onun temeline gömmüşüz. Şikayette bulundu. Ankara ’dan ekipler geldi. Temellerin röntgeni çekilip ceset arandı. Yani biz Akkuş’tan çok çektik. Akıl sağlığı yerinde olmadığına dair raporu var. Açtığımız davalar da düştü. Vasi tayin edildi ama o bildiğini yapmaya devam ediyor.”

Anasını siktiğimin dölü, ben böyle bir şey anlattım mı hiç?
Binlerce yazımdan hangisinde böyle bir yalan söyledim?

Eskişehir Orduevi güçlendirme inşaatında güçlendirme yapmadınız, binanın anasını siktiniz.
Böyle önemli bir inşaatın güçlendirilmesinde sorumluluk üstlenecek bir mühendisiniz oldu mu? Yok…
Mehmet Kalfa ve bayram usta ile bu güçlendirmeyi yapmadınız mı?
Bu iki şahıs ilkokul mezunu bile değil ki, mühendislikten haberleri olsun.

Bu binada ısrarla kolon patlatıldığını yaygara etmedim mi?
Genelkurmay’a ihbarda bulunmadım mı?
Genelkurmay’dan gelen Albay Hüseyin Işık’a ve yanındaki iki asteğmene ifade vermedim mi?
Bu ifade işinin ses kayıtlarını hala saklıyorum
Albay Hüseyin Işık’ı kirli paranızla satın almadınız mı?
Binanın uyduruk röntgenlerini çektirip temiz raporu tutturmadınız mı?

Binlerce paslı su tesisat malzemelerini kullandığınız bu binada, ben Genelkurmay'a ihbarda bulununca Eskişehir Subay Orduevi Müdürü Albay Mehmet Güldoğan’la suç birliği yapıp gizlice paslı su tesisatı malzemelerini değiştirmediniz mi?

Bu paslı, çürük malzemelerin arasında neler vardı?

Muhtelif boylarda en az 150 adet vana… Yüzlerce dirsek ve ekleme boruları… Yüzlerce maşon… 60 adet 6’lık 6 metre uzunluğunda (10 sene boyunca yağmur görmüş) paslı boru…

Orospu çocuğu İsmail, hadi bunları inkar et, ben de ispat edeyim…

Yaptığınız pisliklerin hangi birini anlatayım ki, anasını siktiğimin piçi İsmail…

Kafama silah dayayıp elimden “Patronlarıma iftira attım” yazılı belge alacağınıza, neden mahkemeye vermediniz?

Madem ki ben hakaret ediyorum, küfrediyorum, neden beni dava edip ardından mahkemelerden kaçtınız?

Bayram Usta, tadilat esnasında subay çocuklarına ait iki bisikleti çalıp götürdü…
Anlattım mı?

Mehmet Ilgaz, Eskişehir Subay Orduevi’nin malı (yani Ordu malı) 20 ton çinkoyu çalıp sattı. Generaller benden ifade aldı. “Görmedim” diyerek yalan söyledim.
Bunları internette anlattım mı?
Orospu çocuğu İsmail, daha hangi pisliğinizi anlatayım?

Öldürdüğünüz işçinizin adı Ruhi Güner…
Çukurhisar Jandarma Astsubaylarına rüşvet vererek istediğiniz gibi rapor düzenlettiniz.
Hadi bu raporu mahkemeye getirin.
Ben de Ruhi Güner’in eşini, kızını ve polis olan damadını mahkemeye getireyim.
Onlar ne anlatacak Hakim dinlesin.
Ben de bildiklerimi anlatayım belgelerle…
Hani şu alkolik belgeleri… Tedavi belgeleri…
Ruhi Güner'in cesedine neden otopsi yapılmadığını hadi anlat millete...
Cinayetten sıyrılın da göreyim…
Orospu çocuğu yalancı pislik…
Yukarıda anlattım, Genelkurmay’dan gelen Albay Hüseyin Işık, Eskişehir Subay Orduevi’nin temelinde ceset aramadı, anasını siktiğimin yalancı ibnesi…
Ne aradı?
Patlatılmış kolon aradı… Sizin patlattığınız kolonu aradı röntgenle…
Peki bulabildi mi?
Rüşveti bastırdınız, Albay Hüseyin Işık’ı da susturdunuz.
Bu bina 5’lik depremde yıkılsın, bak daha ne ispatlar sunacağım kamuoyuna…
Albay Hüseyin Işık’ın da anasını sikeyim…
Sizden aldığı rüşvetler en sevdiğinin en ince yerinden çıksın…
Sanırım şimdi Tümgeneralliğe yükseldi.
Anasını siktiğimin evladı…

Eskişehir Subay Orduevi Müdürü Mehmet Güldoğan zaten sizin adamınız.
Rüşvetlerle ihya ettiniz orospu çocuğunu…

Açtığınız davalar nasıl düştü, orospu İsmail?
Bakırköy doktorlarına yağdırdığınız rüşvetlerle…

Peki, şimdi noldu?
Her şey boş…
Ananızı sikiyor muyum? Sikiyorum…
Bana dava açabiliyor musun?
Açamıyorsun…

Neden?
Eskişehir adliyesinde satın alabileceğin savcı, hakim kalmadı…
Önceden satın aldıklarının da anası sikildi zaten…
Hadi, internetten isimlerini kazıtsınlar da göreyim…
Orospu çocuklarını tek tek tescilledim…
Pillerini bitirdim…
Hala hangi yüzle meslektaşlarının yüzlerine bakıyorlar, yakında öğreneceğim…

Velhasıl her zaman pislik adamdın… Hala da öylesin…
Anasını siktiğimin piç İsmail Ilgaz’ı…
Duydum ki seçimlerde Milletvekili adayı olacakmışsın.
Senin gibi bir orospu çocuğuna bayılır bu öküz millet...
Hırsız Tayyip seni sağ kolu yapmazsa gel yüzüme tükür...
Hatta Soygun İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanlığın bile garanti...
Sen bakan ol, senin ananı daha çok sikecem, ibne İsmail...

Yüreğin yetiyorsa gel Odunpazarı’na, buluşalım.
Pislik işlerde kullandığın mafya takımını da getir.
Götüne şarap şişesi sokulan muhterem pederin Şenol’u da getir…
BU-DA BAR’a uyuşturucu temin eden ortağın Asım Çınar’ı da getir.
Götüne soktuğum ibnesi ortağın Mustafa’yı da getir…
Hadi bekliyorum…

Kenan Akkuş (esrehber)


AMINA KOYDUĞUMUN AVUKATI (HATİCE BANU BAZARKAYA İNCE)

BU DAVADAN HABERİM OLMADI...
OĞLUM EMRE'NİN EVİNDEKİ EŞYALARI GASP EDİLENE KADAR...
HAKİM ALİ SELMAN ERKUŞ, BANA 4 MİLYAR TL CEZA VERMİŞ...
PİÇ İSMAİL'İN SAHTEKAR AVUKATI BANU BAZARKAYA DA OĞLUMUN EVİNİ BULUP TALAN ETMİŞ...
OĞLUM, GASP EDİLEN EŞYALARININ FATURALARINI MAHKEMEYE VERDİYSE DE... EŞYALARINI BİR TÜRLÜ GERİ ALAMADI...
...VE GÖRDÜĞÜNÜZ BU DAVA DA KAYBOLDU...
UYAP'TAN SİLİNDİ...
BUNLAR AVUKAT, HAKİM DEĞİL...
BUNLAR ADALETİN FAHİŞELERİ...
YATIRIP YATIRIP SİKECEKSİN...
AMINA KOYDUĞUMUN BANUSU... SENİN ANANI DA SİKEYİM...
OĞLUMUN EVİNDEKİ EŞYALARI GASP EDİP AMINA MI SOKTUN OROSPU...


Kenan Akkuş (esrehber)






ESKİŞEHİR SAVCILARI,
TAYYİP’İN EMRİYLE 5 CİNAYETİ ÖRTBAS ETTİ…

CİNAYETLERE KAZA SÜSÜ VERİLDİ…
ÇÜNKÜ KATİLLER AKP KURUCUSUYDU…

5 CİNAYETİ İHBAR ETTİĞİM İÇİN LİNÇ EDİLİYORUM.
AİLEMİ, ÇOCUKLARIMI PERİŞAN ETTİLER.

ŞAHİT OLDUĞUM CİNAYETLERLE  İLGİLİ  İFADEM ALINMIYOR…

SUSTURULMAM İÇİN AKIL HASTANESİNE KAPATMAYA ÇALIŞIYORLAR…

ESKİŞEHİR SAVCILARI VE HAKİMLERİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUYORUM.

KAMUOYUNA İHBARDIR…

Kenan Akkuş (esrehber)








METRES DÜŞKÜNÜ AKP’Lİ PİÇ ŞENOL’UN ALTINCI CİNAYETİ…

Piç Şenol, dansöz metresi Recmiye’yi nasıl öldürdü?
Recmiye’nin cesedini, evinin temeline nasıl gömdü?
Katil Piç Şenol’un katil oğulları Baron Mustafa, Kocaoğlan İsmail ve Sarı Memed,  babalarının metresi dansöz Recmiye ile cinsel ilişkiye girdi mi?

Ayrıntılar burada: http://adaletebak.blogspot.fr/


Katil Piç Şenol’un, Frigya Höyüğünden  kepçeyle çıkardığı antikalardan kırılanları evinin temeline gömdü diyorum, Eskişehir’in Emniyet Müdürü kılını kıpırdatmıyor…
Mübarek göt büyütüyor koltuğunda…

Cinayet ihbarı yapayım da, belki merhamet duyguları kabarır, göt büyütmeye ara verir…

Hadi, kazın şu temeli de, Piç Şenol görsün anasının amını…


Kenan Akkuş (esrehber)






AKP KURUCUSU KATİLLER DEVLETİ İŞTE BÖYLE TOKATLIYOR

AKP kurucusu Ilgazlar AŞ'ye ait plakaları 34 GZT 89 ve 34 GZT 91 olan iki adet IVECO marka BETON MİKSERİ, Eskişehir Organize sanayi Bölge Müdürlüğü TIR PARKI'na 280 ton asfalt götürdü, yani faturada... Bu iki beton mikseri hiç bir zaman Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'ne mal götürmedi.

06 LFS 70 plakalı kamyonları hiç bir zaman Organize Sanayi Bölgesi TIR PARKI'na asfalt götürmedi. 22 ton asfaltı dahi götüremeyecek olan bu kamyona sahtekarlık yapılarak 34 ton mal yüklendi. Yani faturada. Gelin hep birlikte ve NOTER huzurunda Ilgaz mafyasına ait bu 06 LFS 70 plakalı hurda kamyona 34 ton asfalt yükleyelim, yerinden kımıldayacak mı, hep birlikte görelim. 

Orospu çocukları gitmeyen yüz binlerce ton asfalta fatura kestiler ve tahsil ettiler... Trilyonlarca lira haksız kazanç elde ettiler. 
Zarar gösterip, devlete kuruş vergi ödemediler.

Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürü Ali İhsan Karamanlı'ya bizzat belgelerle ihbar ettim. 

Nasıl sahtekarlık yaptıklarını, sahtekarlık yapılan mekana götürerek belgeleri eline teslim ettim.

Başsavcılığa şikayet edip suç duyurusunda bulunmak yerine örtbas etti...

Meğer soygunu Ilgaz mafyasıyla ortak yapıyormuş Ali İhsan Karamanlı...

Nereden bilebilirdim ki... Bilseydim soygunun belgelerini teslim etmezdim.

Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'nü soyduruyor, ganimeti Ilgaz mafyasıyla paylaşıyordu...

Bu müdür Eskişehir'in en lüks semti Vişnelik'ten, Vişne Evleri'nden süper lüks bir daire satın alıyordu... 

Bununla kalmıyor, Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü su arıtım tesisi inşaatını da Ilgaz mafyasına peşkeş çekiyor, Müdürlüğün kasasından çıkan 7 trilyonun 1 trilyonu cebine giriyordu.

Ilgaz mafyasına 6 trilyon...

2 trilyona mal eden arıtma tesisinden Ilgaz mafyası 4 trilyon kazandı...

Her yıl olduğu gibi o yıl da zarar gösterip vergi vermediler..

Eskişehir Defterdarına bizzat gidip konuları anlattım, vergi kaçırdıklarını, sahte fatura düzenlediklerini ihbar ettim.

Aynı akşam, Defterdar'ı pavyona götürdüler...

Ertesi gün altına son model bir Volkswagen çektiler...

Kenan Akkuş (esrehber)



ESKİŞEHİR’İN EN ÜNLÜ MAFYA BABASI VE ANASI

Ezik Tilki lakaplı İsmail Ilgaz…
AKP (AK Parti) kurucusu…
Eskişehir Milletvekilleri  Nabi Avcı ile Salih Koca’nın ceplerini rüşvetle dolduran pislik…

BELGELENMİŞ SUÇLARI:

Banka Hortumcusu…
Tarihi eser kaçakçısı…
Sit alanı yağmacısı…
Kara para aklayıcısı…
Vergi Kaçakçısı…
Uyuşturucu satıcısı…
Tokatçı…
Hırsız…
Dolandırıcı…
Uçkurubozuk…
Şerefsiz…
Korkak Pislik…
Yedi milyar dolarlık TOKİ inşaatı karşılığında hırsız Tayyip’e 700 milyon dolar rüşvet ödeyen şerefsiz namussuz…



Kenan Akkuş (esrehber)




PİÇ ŞENOL, ESKİŞEHİR VALİSİ’NE NASIL UYDURDU?…

Gördüğünüz bu namussuzun adı Şenol Ilgaz…
Mafya babası…
Bir adet AKP’li pislik…
Başbakan Tayyip’e 700 milyon dolar rüşvet yedirdi…
Beş adet cinayeti var…
Antika kaçakçısı…
Sit alanı yağmacısı…
Banka hortumcusu…
Uyuşturucu satıcısı…
Vergi Kaçakçısı…
Tokatçı…
Hırsız…
Dolandırıcı…
Sahtekar…
Pezevenk…
Mihallıççık’ın Gürleyik kasabasında bir veterinerin güzel karısını parayla kandırıp kendine metres yapan namussuz şerefsiz bir mahlukat…
Nasıl oldu da Eskişehir Valisi bu pisliği yanına yaklaştırdı?
İkisi birlikte ortaklaşa hayır işliyorlar…
Fotoğrafını gördüğünüz Alaaddin Camii’i restore ettiriyorlar…
Düşündüm… Düşündüm…
Sonunda buldum:

Şenol Ilgaz isimli AKP’li orospu çocuğu, sevap işlemek şöyle dursun…
Günahını dahi bağışlamaz…
Aşağılık şerefsiz, namussuz pisliğin tekidir…

İşin aslına bakalım:
Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, Alaaddin Cami Restorasyonu için bir milyon yüz elli bin lira (Eski paramızla bir trilyondan fazla) para ayırmış…
Devletin parası…
Kokuyu alan orospu çocuğu piç Şenol, “hayır işlemek” adı altında bu paraya gözünü dikmiş…
Vallahi çalar, billahi çalar…
Vali de çaldırır… Ruhu duymaz…
Öylesi namussuz dolandırıcı hırsızdır Piç Şenol…

Vali’nin restore ettirdiği, Piç Şenol’un da hayır(!) işlediği bu cami büyük bir cami değil…
Bir milyon TL ile, işte bu camiden dört adet inşa ettirebilirsin…

Restorasyon adı altında sıvası, boyası yenilendi, kiremitleri değişti…
Piş Şenol’un başka inşaatlardan çaldığı malzemelerle yapılmış.

Hayır’ın içine pislik bulaşmış…
Eskişehir Valisi’nin haberi yok…
Kulakları sağır, gözleri kör…
Piç Şenol’la ortak olmuş, devleti soyan bir nankör.


Size ve Eskişehir Valisi’ne bir adet örnek göstereceğim:
Sarar Sosyal Bilimler Lisesi’nin hemen önündeki üst geçidi işte bu Piç Şenol yaptı…
Mühendis yapmadı… 
Köprü hatalı… Üstlenecek mühendis yok…

Dahası, devletten 24 milyon dolar aldılar…
Kemal Unakıtan’la 10’ar milyon dolar kırıştılar…
Kalan 4 milyon dolar işte bu köprünün masrafı…

Yalan söylüyorsam araştırın…
Bilirkişileri, uzmanları getirin bu köprüye incelesinler…

Sözün kısası:
Piç Şenol, Eskişehir Valisi’ni kendine ortak edip devletin bir milyon dolarını yuttu.

Yılın Valisi piç Şenol’un törpüsünden geçti…

Piç Şenol’un törpüsünden geçen iflah olmuyor da…

Ya namussuz hırsız oluyor, ya şerefsiz pislik…

Sen hangisisin sayın Vali hazretleri?

Namussuz hırsız mı? Şerefsiz pislik mi?

Eskişehir halkı senden cevap bekliyor.

Kenan Akkuş (esrehber)





ILGAZ MAFYASININ SUÇ DOSYASI

Ilgaz AŞ ortakları olan Şenol Ilgaz, Mustafa Ilgaz, İsmail Ilgaz, Mehmet Ilgaz ve Asım Çınar isimli şahıslar Ilgaz AŞ, Palet Ltd.Şti, Yonca İnşaat, Çınartaş Ltd. isimleri altında SUÇ ŞİRKETLERİ kurdular, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik yasadışı faaliyetlerde bulundular.

Fakat işin tuhaf tarafı, internetteki yüzlerce yazılarımı senelerdir zevkle okudukları gibi hala okuyorlar, sonra kuduruyorlar. Kenan daha ne haltlar edecek, merakla bekliyorlar. Tayyib Kenan'la baş edemeyince, savcılardan ve hakimlerden medet bekleyip dava üstüne dava açıyorlar. İş bilmez avukatları sayesinde millete rezil kepaze oluyorlar. Oysa her zaman söyledim, mahkemelerde karşıma kadın getirmeyin, erkek olun da testisli bir avukat bulun. Kadınla savaşılmıyor kardeşim. 2. Sulh Ceza Hakimi kadın, avukat da kadın olunca savaşın tadı kaçıyor. Zaten Hakim Berrin Hanım, bu davalarda hem hakim hem avukat. Banu Bazarkaya'ya ihtiyaç bırakmıyor ki... Neyse... Biz hain Ilgaz mafyasının suçlarına bakalım:

Devlet bankalarını hortumlamaktan cinayetlere, sit alanlarını yağmalamaktan tarihi eser kaçakçılığına, extacy ticaretinden kara para aklamaya, her türlü sahtecilikten kamu kurumlarından hırsızlığa ve Eskişehir Adliyesi'ndeki savcılar dahil yüzlerce devlet memurunu rüşvetlerle ihya etmeye kadar çok sayıda yasadışı faaliyetlerin içinde yer alan bu ortaklar AK PARTİ'nin kurucularıdır. Bir zamanlar CHP'nin, Adalet Partisi'nin, ANAP'ın, DYP'nin de borazanını çalıp adaletten muaf edilen ortaklar, 2002'den sonra Recep Tayyib Erdoğan tarafından "Adaletten Muaf" edildiler, yargı önüne çıkarılamaz hale getirildiler.

Mafya sözcüğünün lügattaki karşılığı: Yasa dışı işler yapan organize suç örgütü, diğer adıyla: ÇETE... Bu internet sitesinde ILGAZ ÇETE'si ile ilgili okuyacaklarınız, doğrulukları taahhüd edilerek anlatılmıştır. Zaten sırası geldikçe belgelere tanık olacaksınız. Beş senedir belgelerle devletimin ilgili makamlarına suç duyurularında bulunmama rağmen, devletimin ilgili makamları şahsımdan ilettiğim konularla ilgili ifade, bilgi ve belge almadıkları gibi, Ilgaz mafyasını korumak ve kollamak adına şahsıma yüzlerce dava açmışlar, savcı odalarında ve mahkemelerde linç etmişler, 8 sene hapis cezası yüklemişler fakat "deli raporu" aldırmayı "şimdilik" becerememişlerdir. Şahsıma "deli raporu" aldırmaktan başka kurtulma şansları kalmayan bu hainler, öyle sanıyorum ki 27 Ocak 2009 tarihinde şahsıma bu raporu aldırıp, "olması gereken adaletten" ve Kenan'dan kurtulacaklar.

Ilgaz mafyası ortaklarının hobilerini ve fobilerini, bu ÇETE'yi kollamak ve himaye etmek adına şahsıma savaş açanların hangi makamları işgal ettiklerini kısa kısa anlatalım. Devletimize karşı hangi yasadışı eylemlerde bulunduklarını da uzun uzun ayrıntılarla yer verelim:

1. AKP'li Şenol Ilgaz: Evli kadınları parayla kandırarak kendine "metres" yapmakla ünlüdür. İspatlıdır, dileyen bana ulaşsın. Bu hainin hobisi kadın, fobisi Kenan'dır. İki adet cinayeti vardır. Mafya şirketinin başıdır, tüm işleri yasadışıdır. 300 bin YTL harcayarak ve AKP'li delegelere rüşvetler dağıtarak, sahte ruhsatlı 35 kaçak villalasına ruhsat alabilmek için 2002'de Murat Mercan'ı millete "vekil" eyleyen bir sülüktür. Vergi vermeyi hiç sevmez, zaten vermez. Rüşvet yiyeni ve hırsızı çok sever. Çalıştırdığı işçilerini "eşeği" gibi kullanır, sonra da parasını ödemez. "Eşek işçileri" de Şenol Ilgaz'ı önce kireç çukuruna atar, sonra da alıp dağa kaldırır, münasip yerine şişe sokarlar.
2. AKP'li Mustafa Ilgaz: Mafyanın 2 numaralı babasıdır. Hobisi de, fobisi de yoktur. Ot gelmiş ot gitmektedir. İşi gücü, dini imanı paradır. Sahtecilikte üstüne yoktur. Yılmaz Büyükerşen'e yedirdiği milyon dolarlar karşılığında "sahte ruhsatlı" lüks villaları inşaa eden Palet Ltd. Şti'nin sahibidir. 2005 Haziran ayında, "maşaları" Murat Mercan sayesinde TBMM'de sahte ruhsatları inşaat ruhsatına dönüştürülmüş olsa da, yaptığı 35 lüks villanın yakında yıkılacağını bilir. Mafya dünyasında "Baron" lakaplı bu şahıs Osmangazi Üniversitesi'ni talan eden, sahteciliklerle vurgunlar yapan, yaptığı binaların yüzde ellisi hileli olan biridir.
3. AKP'li İsmail Ilgaz. Aslında "zavallı" biridir. Hobisi küfür, fobisi Kenan'dır. Kulağının kesileceği günü sabırla bekler. Metres düşkünü babası yüzünden başına gelmeyen kalmamıştır. Babası yüzünden, Dilek İnşaat Mafyası İsmail Ilgaz'ı otomobille ezik ezik ezmiştir. AKP'nin "meclis kurucu üyesi"dir. Yalancı, sahtekar ve alkoliktir. Uyuşturucu kullanır. Ilgaz mafyasında Audi ve Volkswagen servisinden sorumludur fakat alakası yoktur. Milletvekili Murat Mercan'la beraber, şirketin yasadışı işlerini "yasal" hale getirmek için uğraşır. Kabadayılığı ve tehditi çok sever. Sahtekarlıkta ve küfür etmede üstüne yoktur. Gün görmemiş tehdit ve küfürlerinden örnek verecek olursak: " "Sen hamsalaksın götoğlan." , "Aç dinle korkak pezevenk." ,"Senin de sonun böyle olacak hamsalak.", "Çulsuz ibne", "Vilayet meydanında götüne sokarım.", "Sende sike sürülecek akıl yok." , "Kalan aklını da yakında alacaklar.", "Ananın amına taşı sümüklü", "Ananın amında babasına göt vermiş sümüklü", vs... Utanç içinde okuduğunuz bu küfürlerin sahibi takke giyip namaz kılıyor, 222 isimli restauranttan çıkmıyor, ortağı olduğu BUDA BAR'ın müdavimi... Üstelik bir AKP'li... AK PARTİ'nin kurucu üyesi... Çok şükür cinayeti yok. Fakat her an cinnet geçirebilir. Tabii babası yüzünden...
4. AKP'li Mehmet Ilgaz: Ayyaşın biridir. Viskiyle havyarı, bir de siyah BMW'sini çok sever. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'nü haraca bağlamıştır. Şirketin "hırsızlık" ve "tokat" işinden sorumludur. "Sarı Memed" lakabıyla "mafya dünyasında" ünlüdür. Allah'ı, Kitab'ı ve bir de babası metres düşkünü Şenol Ilgaz'ı tanımaz. İncesinden bir adet cinayeti ve müthiş bir silah koleksiyonu vardır. Ortak olduğu kendi şirketini soymanın yollarını arar ve işçileriyle birlik olup soyar. Beyin özürlü lüzumsuz biridir.
5. AKP'li Asım Çınar: Mafya içinde geri planda bulunur ve rüşvet vermede üstüne yoktur. "Çınartaş" adıyla başka (medikal) ticari işlerde de bulunur ve tüm yasadışı işleri kitabına uydurur. Ilgaz mafyasının ortak olduğu BUDA isimli BAR'a "extacy" sağlar, bu ticaretten müthiş gelir elde eder. Gençlerimizi zehirleyen bu şahıs ülkemizin geleceği adına tehlikedir. Şimdi ayrıntılara geçelim:

YAPTIKLARI TÜM İŞLERİ HİLELİDİR

Girdikleri tüm devlet ihalelerinde en düşük teklifi vererek işi alırlar ve işin yüzde ellisini hileli yaparak teslim ederler. Bu şekilde her yıl inşaat ve asfalt işinden onlarca trilyon kazanırlar fakat asla vergi vermeyi bilmezler. Özellikle 2000-2005 senesi arasında müthiş paralar kazanmışlardır fakat ne kadar vergi ödemişlerdir, araştırınız.

İnşaat ve asfalt İşlerinde öyle ustaları vardır ki, hileli kısımları asla tesbit edilemez, zamanla ortaya çıkar. Bunlara örnek Subay Orduevi ve Osmangazi Üniversite binalarıdır.

ESKİŞEHİR SUBAY ORDUEVİ'Nİ YENİLEME OLAYI (ÖZET)

Subay Orduevinde ne tür hileler yaptıklarını ve binaya nasıl zarar verdiklerini ilgili tüm makamlara bildirdim. Genelkurmay’a ifadeler verdim. Hüseyin Işık isimli Albay'a ifadeler verirken, Mehmet Gürdoğan isimli bir başka Albay sürekli ifademi kesiyor ve Ilgaz mafyasının avukatlığını yapıyor, kolluyordu. Hatta diyordu ki:" Ilgazlar bu işte kesinlikle para kazanmadılar, zarar ettiler..." Oysa ortada binanın patlatılmış bir kolonu vardı ve özellikle su tesisat kısımları "yenileme" adıyla hep eski ve paslı malzemeler kullanılmıştı. Üstelik bu malzemenin listesini bizzat ben tutmuştum ve tek tek yazmıştım: Yüzlerce çürük ve paslı malzeme... Bildiğim konularda bu Albay beni ikna edemedi ama, yapacağını yaptı ve şahsıma hazırlanmış bir pusunun içinde yer aldı. (Bu olayı TIK'layarak okuyunuz).

İhbarlarımın hemen sonrasında Ilgaz mafyasıyla Albay Mehmet Gürdoğan suçbirliği içine girdi ve Subay Orduevi Yenileme işinde kullanılmış çürük ve paslı malzemeler tek tek değiştirildi. Ya patlatılan kolonla ilgili ne yapmışlardı? Bunu öğrenmek için Genel Kurmay Başkanlığı'na ve Milli Savunma Bakanlığı'na konuyla ilgili dilekçeler yazdım ve ısrarla 3071 sayılı dilekçeme cevap haklarımı talep ettim. Savunma Bakanlığı’nın İnşaat Dairesi ihaleyi verdiği için Genelkurmay işin içinden sıyrıldı ve topu Savunma Bakanlığı’na attı. Savunma Bakanlığı da AKPARTİ’li olduğu için, olan biten tüm konuları kararttı. Çünkü AKP'nin Kurucu Üyesi Ilgaz Mafyasının korunması gerekiyordu. Emir büyük yerdendi, Başbakan'ın sağ kolu Murat Mercan'dan ve Başbakan Tayyib'dendi...

Oysa yedi katlı bu bina 5 şiddetinde bir depreme dayanmazdı. Çünkü AKPARTİ'li Ilgaz mafyası bu binada bir kolon patlattı. Eskişehir deprem bölgesindeydi. Başbakan’dan Adalet Bakanı’na, Savcılık’tan Valimize kadar bu tehlikeli durumu öncelikle duyurmuş ve bu binanın çelik kontrüksiyonlarla güçlendirilmesini istemiştim. Bu bina yıkılır mı, yıkılmaz mı, beş şiddetinde bir deprem sonrasında sonucu hep birlikte göreceğiz. 1999 Gölcük depreminin Eskişehir'deki etkisi çok küçük olmuş ve sadece bir bina yıkılmıştı. 60 kişinin öldüğü bu binanın önceden kolonu kesilmişti. Bu binanın altında bir otogaleri vardı ve sahibi, otomobillerine rahat manevra yaptırmak için bir kolonunu kesmişti. Bu felaketi otogaleri sahibi hazırlamıştı. Subay Orduevi'ndeki felaketi hazırlayan ise Ilgaz mafyasının patronu Şenol Ilgaz...

AKPARTİ'li Ilgaz mafyasının Subay Orduevi'ni güçlendirme ve yenileme çalışmalarını Mehmet Kalfa ve Bayram Usta isimli iki şahıs yaptı. Çok iyi tanıdığım bu şahısların inşaat mühendisliğiyle hiç bir alakaları yoktur. Bu binada kolon güçlendirme çalışmalarında kesinlikle mühendis görevlendirilmedi. Her zaman uyguladıkları kara düzen ile ve hileleri kamufle ile bu bina yenilendi. Bir deprem sonrasında Subay Orduevi çökerse ve adaletimiz Mehmet kalfa ve Bayram Usta'nın yakasına yapışırsa, bu adalet olmaz. Bu şahsılar suçlu değildir. Suçlu olan bu şahsıları yönlendiren, hileleri kamufle ettiren Şenol Ilgaz'dır. Böyle bir felaket sonrasında adaletimizin, yakasına yapışıp hesap soracağı dört kişi vardır: Şenol Ilgaz, Gökhan Karaburun, Murat Mercan ve Başbakan Tayyib...

Ilgaz mafyasının Eskişehir Subay Orduevi'ni yenileme sonrasında en acı kısım: İşin bitiminde Genelkurmay tarafından bu AK PARTİ'li mafyaya “Teşekkür Belgesi” gönderildi. İhbarlarım hiç bir surette kaale alınmadı.

Subay Orduevi konusundaki ihbarlarım sonrasında Ilgaz mafyası tarafından şahsıma bir komplo hazırlandı ve tuzağa düşürüldüm (2004 başları). Mafya patronu Şenol Ilgaz ve adamları şahsıma çok sayıda belge imzalatmaya çalıştılar. Bu belgelerin içinde Subay Orduevi'yle ilgili bir ifade de vardı. Altını imzalatmaya çalıştıkları fakat beceremedikleri bu kağıtta aynen şunlar yazıyordu: "Eskişehir Subay Orduevi'ndeki kolon patlatma işi ve paslı malzemeleri kullanma işi konularında yalan söyledim. Bu iddialarım gerçek dışıdır. Patronlarıma iftira attım. Kamuoyundan ve patronlarımdan özür diliyorum."

Bir arkadaşımın yardımıyla ellerinden kurtuldum ve Eskişehir Çarşı Polis Karakolu'na giderek, hainlerin elinden kurtulmama vesile olan arkadaşımla birlikte ifade verip şikayetçi olduk. Eskişehir Başsavcısı'na hitaben bir mektup yazıp olan biteni anlattım. Eskişehir Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer şahsımı makamına davet ederek "ifademi" almak yerine, karakolda verdiğim ifademi yırttı, alay etti, dalgasını geçti. Başsavcı Vekili ile aramda geçen konuşmaları banda kaydettiğim gibi, Şenol Ilgaz'ın silah zoruyla şahsıma imzalattırmak istediği bu belge olayının bir şahiti ve ses bandı da vardır. Bu ses kayıtlarını ve şahidimi AĞIR CEZA MAHKEMESİ'ne saklıyorum. Fakat önce, şahsımı kale alıp dava açacak şerefli bir savcı bulmalıyım. Ara ki bulasın...

Ilgaz mafyası, Subay Orduevi Müdürü Mehmet Gürdoğan'dan ya da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müdürü'nden temin ettiği ev adresime PTT havalesiyle 375 milyon lira gönderdi (02/04/2004). Bu para neyin karşılığıydı, ihbarlarımın karşılığında mı hak etmiştim? PTT makbuzunu hala saklıyorum. Bir kaç gün sonra da Ilgaz mafyasının üç elemanı evime baskın yaptı. Sonra da "750 kilo hurda çaldığımı" iftira ederek dava açtılar. Bu davanın içinde bir başka iddia daha vardı: "İhbarları asılsızdır, akli ve ruhi durumu yerinde değildir, vesayet altına alınması gerekmektedir." Kirli işlerinden sıyrılmak için şahsıma çamur atan, evli kadınları kirli parasıyla kandırıp kendine metres yapan bu namussuz adam (Şenol Ilgaz)'ın avukatları hep beceriksiz çıktı ve beş senedir şahsıma "deli raporu" aldıramadı. Fakat bu davalarıyla devletin savcılarını ve hakimlerini sahtekar eyleyip oğlumun evini talan ettirdi. Bunların hesabını zaten soracağım. Subay Orduevi Binası çökerse, subaylarımızın ölümüne sebep olursa, bu yazdıklarımı okuyan her kimse şahit olsun ki, devletime müracat edip "cellat" olacağım ve Şenol Ilgaz isimli hainin ipini bizzat çekeceğim. Bu işe Avrupa Kriterleri de engel olamayacak. Görürüz...

OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ'NDEN İHALESİZ ALINAN İNŞAATLAR (ÖZET)

Eskişehir Büyükdere Mahallesi’nin güney ve batı kısmı Anadolu Üniversitesi toprakları içindeydi. Yılmaz Büyükerşen bu Üniversitede Rektör’dü. O zamanlar Dilek İnşaat isimli bir mafya şirketi Anadolu Üniversitesi inşaat işlerini ihalesiz alıyor, kitabına uyduruluyordu. Bir gün Ilgaz AŞ de ihaleye girmek istedi. Dilek mafyası fırsat verir mi? İsmail Ilgaz’ı otomobil ile ezerek gözdağı verdiler.

Mafya Babası Şenol Ilgaz kafasına koymuş bir kere, vazgeçmedi ve Yılmaz Büyükerşen’i kendine benzeterek Anadolu Üniversitesi’nin inşaat işlerini ihalesiz almayı başardı. Ilgaz mafyasına ait olan Tıp Fakültesi Karşısındaki Shell Petrol İstasyonuna Büyükerşen’i ortak ettiler, fakat ortak Büyükerşen’in kızı gösterildi. Karşılığında, senelerce sürecek olan ihalesiz inşaat işleri başladı. Bu üniversite Osmangazi Üniversitesi adını alarak aynı işler devam etti, günümüze kadar geldi. Nejat Akgün Rektör oldu, Hocası Büyükerşen’i kıramadı, aynı işler yine devam eder oldu. Değişen tek şey, Büyükerşen’in alacağı pay Nejat Akgün’e aktarılır oldu. Bu arada Büyükerşen’in kızı ortaklıktan çıkarıldı. Suç ilişkileri karşılıklı olduğu için, kimse kimseden şikayetçi olmadı.

AKPARTİ'li Ilgaz mafyasıyla DSP'li Büyükerşen birçok suç ilişkilerinde yine beraber oldular. Bunları aşağıda okuyacaksınız. Osmangazi Üniversitesi’nin bazı binalarını incelediğimde duvarların çürük olduğu, bazılarının patladığı, dışarıdan bakıldığında iç mekanın patlak duvarlardan görüldüğü tesbit edilebilir. Tekmeyle dahi yıkılan bu duvarlar, depremde ne hale gelir, düşünün. Bu binaların tamamının Sayıştay tarafından müfettişlere inceletilmesi gerekmektedir. Ayrıca hiçbir ihale olmadan senelerce bu inşaat işleri ne şekilde AKPARTİ'li Ilgaz mafyasına peşkeş çekildi detaylı araştırılması gerekiyor.


ESKİŞEHİR SUBAY ORDUEVİ OLAYI

Bu sayfada okuduğunuz olayların, konuların, cümlelerin ve her kelimenin doğruluğunu taahhüd ederim. Yazdıklarımın içinde ADALET'im bir tek yalanımı dahi yakalarsa, şahsıma verilen her cezaya razıyım. Fakat araştırılır da anlattığım her olayın doğru olduğu ortaya çıkarsa, işte o zaman şahsımı linç eden Adaletin her bireyinden hesap sorarım.
Konulara girmeden önce kısa bir açıklama yapayım: 20 Temmuz 2002 tarihinde Ilgazlar AŞ Çukurhisar Yonca Asfalt Tesislerinde "bekçilik", aynı zamanda mecbur olmadığım halde bilgisayarlı "TIR kantarı tartımcısı" olarak çalışmaya başladım. Fakat öyle tuhaf şirketti ki, patronlarımın yasadışı işlerine, hırsızlıklarına, cinayetlerine 15 ay sabredebildim. Üstelik işçileri Eskişehir Subay Orduevi'nde bir kolon patlatıldığını söylediklerinde, acıma duygularını yitirmiş bu patronlarla iplerimi kopardım ve işyerimden ayrılmadan, bir çok konularda şahit olduğum yasadışı işlerinin belgelerini toplayarak ihbar etmeye karar verdim. Mafyadan hiç bir farkı olmayan bu işyerinden ve ailemle birlikte kaldığım şantiye içindeki evden, 20 Eylül 2003 tarihinde, Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürü Ali İhsan Karamanlı'nın yardımıyla kurtuldum. Şahsıma yardımcı olan Ali İhsan Karamanlı inkar ederse, telefon konuşmaları da dahil aramızda geçen tüm konuşmalar ses bantlarında mevcuttur, uzmanlarca incelenmesini talep edeceğim. Burada Ilgaz mafyasının hırsızlıklarına birkaç örnek verelim:
2003 asfalt sezonunda Ilgaz mafyasına ait ve ruhsatı olmayan döküntü Fatih marka kamyonlardan ikisi asfalt taşırken, 06 LFS 70 plakalı kamyonları hiç bir zaman Organize Sanayi Bölgesi TIR PARKI'na asfalt götürmedi. 22 ton asfaltı dahi götüremeyecek olan bu kamyona sahtekarlık yapılarak 34 ton mal yüklendi. Yani faturada. Gelin hep birlikte ve NOTER huzurunda Ilgaz mafyasına ait bu 06 LFS 70 plakalı hurda kamyona 34 ton asfalt yükleyelim, yerinden kımıldayabilecek mi, hep birlikte görelim. Yüz binlerce ton hayali ihracattan 500 tonluk kısım: İşte hayali ihracat(!):
Ilgaz mafyasının ağzına-yüzüne bulaştırdığı bir başka hayali ihracatı: Beton mikserinde asfalt götüren şerefli bir iş adamına rastladınız mı? Plakaları 34 GZT 89 ve 34 GZT 91 olan iki adet IVECO marka BETON MİKSERİ, Eskişehir Organize sanayi Bölge Müdürlüğü TIR PARKI'na 280 ton asfalt götürdü(!) İşte belgesi:
Veeeeeeeeeeeeeee diğeri:

Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürü Ali İhsan Karamanlı, 34 plakalı bu iki beton mikserinin fotoğrafını çekerek belgelediğini söyledi. Bu belgeleri ve bilgileri şahsımdan alıp, hainlere dava açacak bir babayiğit var mı acaba? Yok mu?
Hala "hakaret ettiğimde" ısrarcı mısınız? Devam edelim:
Ali İhsan Karamanlı'nın Bölge Müdürü olduğu Organize Sanayi Bölgesi'nden hırsızlık yapılmıştı ve bunu belgeleyip ihbar etmiştim. Bu hizmetimin karşılığında bu müdür şahsıma iş verdi, ailemle kalabileceğim kiralık bir ev tutmama yardımcı oldu. Sonrasında Milliyetçi duygularım kabardığı gibi, geceleri de uyku uyuyamaz olmuştum. Dört ay boyunca hem çocuklarımın başına gelebilecekleri, hem de Subay Orduevi'nin yıkılabileceğini düşündüm. Çocuklarımı feda etmeye karar verdim ve bir dilekçe yazarak Eskişehir Subay Orduevi Müdürü'nün makamına çıktım, aşağıdaki dilekçeyi teslim ettim:



Bu dilekçemden bir ay sonra Ilgaz AŞ'de "kepçe operatörü" olarak çalışan Ali İhsan Sertel ile karşılaştım. Subay Orduevi ile ilgili ihbarımı öğrenen Ilgaz soyadlı ortaklar şahsıma çok sayıda dava açmıştı. Fakat çocuklarımı korumak adına ikamet adresimi her kimseden sakladığım için tebligatlar şahsıma gönderilemiyordu. Bu mahkemeyi arayıp bulmaya ve davaya katılmaya karar verdim. Ilgaz AŞ'de çalıştığım 15 ay içinde hangi olaylara şahit olduğumu ayrıntılarıyla yazarken, 2004 Nisan ayının ortalarında Eskişehir Subay Orduevi'nden telefonla arandım ve davet edildim.
Subay Orduevi'nde şahsımı bir Albay ve iki asteğmen karşıladı. İhbar mektubumla ilgili Genel Kurmay Başkanlığın'dan geldiklerini ve ifademi alacaklarını söylediler. İfade alma işi karşılıklı konuşma ve sohbet havası içinde geçti. İfademi alan şahısın ismi Albay Hüseyin Işık idi. İki asteğmen odada yoktu fakat Subay Orduevi Müdürü Albay Mehmet Gürdoğan sürekli odaya girip çıktı ve anlattığım bir çok konuya müdahale etti. Ne anlatırsam hemen çürütmeye çalışıyor, Ilgaz AŞ ortaklarını sürekli koruyordu. Devletin çıkarlarını değil de bu beş adet hainin avukatlığını yaptı durdu. Dedi ki: "Ilgazlar bu yenileme işinde para kazanmadı, zarar ettiler..." Ilgaz AŞ ortaklarını çok iyi tanıdığımdan: "İhaleyi çok ucuz fiyatla kapatırlar fakat işlerinin yarısı hep hilelidir. Buyurun araştırın. Bu binanın sıhhi tesisat işlerinde bile yüzlerce çürük ve paslı malzemeler kullandılar. Bunların listesini ben tuttum. Gördüklerime mi inanayım, size mi?" Albay Hüseyin Işık'a "Dilekçemde yazdıklarım tamamen doğrudur. Yalan söylemem için bir sebep yok. Bu dilekçeyi yazabilmek için dört ay düşündüm. Vicdanım rahat değildi. Üstelik çocuklarımın ve benim başıma gelebilecek her şeyi göze alarak sizlere ulaşmaya çalıştım. Ben görevimi yaptım, bundan sonrası sizin bileceğiniz iş" dedim ve Ilgaz AŞ ortaklarının açmış olduğu mahkemeye sunmak için hazırladığım yazılı savunmanın bir örnek CD'sini Albay Hüseyin Işık'a teslim ettim. CD'yi Asteğmenlerden birine vererek çıktısını istedi. 12 sayfalık dilekçemi baştan sona okudu. Subay Orduevi'nden ayrıldım. 2004 Nisan ayının ortalarında gerçekleşen bu ifade işinde teslim ettiğim CD'nin ve içeriği savunma dilekçemin Albay Hüseyin Işık'tan alınarak aşağıdaki kopyası ile karşılaştırılması gerekmektedir. Albay Hüseyin Işık'a teslim ettiğim savunma dilekçem :
Kendi pisliklerini kapatmak için şahsıma iftira atan, 750 kilo hurda çaldığımı iddia eden, akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığını ispatlama yollarına giderek hainliklerinden kurtulmaya çalışan bu beş adet vatan haini, yukarıdaki dilekçem ellerine geçtikten sonra geri adım attılar ve davalarını geri aldılar. Bu namussuzlar hem şahsımın hırsız olduğunu iddia ederken, ardından da şahsıma 375 milyon TL havale ettiler. Madem ki ben hırsızım, neden bana para gönderiyorsun kardeşim? Ilgaz mafyasından ayrıldıktan tam 7 ay sonra gönderdiğiniz bu 375 milyon TL neyin nesi?Pislikleriniz ilgili makamlara ihbar etmemin ödülünü mü gönderdiniz? İşte PTT makbuzu:
Gönderici: Yonca İnş Taah Tur Tic San Ltd E.gazi Mah Aydınal Sk ESKİŞEHİR
04/03/2004-1807 Yazıya İstinaden. 375.000.000 TL Havale Tarihi: 02/04/2004
(Bu "Yazıya İstinaden" kısmı ortaya çıkarılsın da görelim.)
Şahsımı "750 kilo hurda çalmakla" suçlayıp karakolda ifademi aldıran bu hainlerle savaşmaya, bildiğim belgeli pisliklerini cümle aleme sunmaya karar verdim. Çünkü hırsızlar sürüsü tarafından "hırsızlıkla" suçlanmak çok ağırıma gitti. 2004 Nisan ayının sonlarına doğru şahsıma bir aracı gönderdiler (Bu iyi niyetli aracıyı şimdilik deşifre etmek istemiyorum). Bu aracının getirdiği teklif aynen şuydu: "Üç-beş milyar verelim, deliliklerinden vaz geçsin, ekmek yediği kapıya sıçmasın... Yoksa mahkemelerde sürüm sürüm süründüreceğim." Ben de aynen şu cevabı gönderdim:"Söyle o hainlere, hırsızlıkların ve cinayetin bedelini parayla değil, hapisle ödeyecekler... Ellerinden geleni ardına koymasınlar."
Bu aracının geldiği gün Eskişehir İl Kültür Müdürü'ne çıktım, sözlü ihbarlarda bulundum. Fakat sayın Müdür gereğini yapmak yerine beni Gazetelere, Savcılığa ve Vali'ye yönlendirdi. Ben de en son önerdiğini uygun gördüm ve ertesi günü dilekçemi yazdım. Sayın Eskişehir Valisi ile birlikte dört gazeteye de gönderdim. İşte:
26/04/2004
Sayın Vali'm,
Eskişehir'de Ilgazlar AŞ'nin sahibi Şenol Ilgaz'ın yaptığı Ilgaz Villaları (Eski Basma Fabrikası yanı) sit alanına girmektedir.
Orada bir höyük vardır. Villaların temelleri kazılırken, bir çok tarihi eser bulmuşlardır. Şenol Ilgaz, bulduğu tarihi eserlerden bir kısmını villasının temeline gömdürmüş, bir kısmını satmıştır.
Bu şahısın geçmişi araştırılırsa, olayların ortaya çıkacağı malumdur. Bu tarihi eserler kazı sırasında, ilk bulunduğu zaman ihbar edilmiş, suçunu vaadlerle ve para karşılığında işçilerinden birinin üstüne sarmıştır. Şenol Ilgaz da bu şekilde suçlanmaktan kurtulmuştur.
Her birinin değeri trilyonları bulan bu villalara imar iznini hangi kurumların verdiğini araştırmanızı arz ve talep ediyorum. Kanunlarımıza göre sit alanı ilan edilen topraklarda izinsiz kazı yapmak, temel açmak, bina yapmak suçtur, çivi dahi çakılamaz. Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kanunları, Devlet arazisi üzerine gecekondu yapıp, sonra da belediyeler tarafından yıkılanlar için varsa, Şenol Ilgaz ve ortakları için de olmalıdır. Eğer yoksa, bu kimseler kendilerini kanunların üstünde görürler ve kendilerince bir devletçik yaratırlar. Kendi menfaatleri doğrultusunda kanunlar ve kurallar koyarlar.
Devlet içinde devlet suçtur. Ülkemizde her kimse Türkiye Cumhuriyeti Kanunları'na uymayıp, kafasına göre birer devletçik kursa, ülkemizin geleceğinin ne olacağı malumunuzdur.
Araştıracağınızı ve gereğini yapacağınızı umuyorum
Saygılarımla...
Kenan AKKUŞ
Sayın Vali Kadir Çalışıcı, bu dilekçemi işleme soktu ve bir hafta sonra Eskişehir İl Jandarma Komutanlığı'ndan telefonla arandım. Arayan Yüzbaşı Volkan Yılmaz'dı. Dilekçemle ve söz konusu sit alanıyla ilgili bilgiler verdim, aynı zamanda da bu subaydan bilgiler aldım. (Bu bilgileri sonraki sayfalarda ayrıntılı aktaracağım)
20/05/2004 tarihinde Başbakan Recep Tayyib Erdoğan'a hitaben çok kısa bir dilekçe yazdım. Kolonu patlatılan Subay Orduevi'nden, bir cinayetten, birinci dereceden korunması gereken sit alanına yapılan villalardan ve yağmalanan tarihi eserlerden söz ettim. Ayrıca, Eskişehir Başsavcılık Makamı'na gönderilmesi için ayrıca cinayet ihbar dilekçesi yazdım. Aynı tarihte Uğur Dündar'a da postaladığım Başbakanlık Makamı'nda işleme tabi tutulan bu dilekçeyi gönderdiğimin ispatı işte:

ILGAZ MAFYASININ CİNAYETLERİ
Aynı zarf içinde gönderdiğim cinayet ihbarı dilekçem işte:
Aşağıdaki dilekçeyi Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na, ihbarımın kaale alınıp araştırılması için Başbakanlık Makamı aracılığıyla gönderdim. Ayrıca aynı dilekçeyi, takip etmesi için Sayın Uğur Dündar'a aynı tarihte postaladım. Lokantalarda hamamböceği kovalamaktan fırsat bulamayıp, bu cinayete zaman ayıramayan Sayın Uğur Dündar'a, Türk Milleti adına "sitemlerimi" sarkıtırım.

20 / 05 / 2004
Başbakanlık Makamı Aracılığıyla,
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na,
2002-2003 yıllarında ILGAZLAR AŞ, ESKİŞEHİR-ÇUKURHİSAR YONCA ASFALT ŞANTİYESİ'nde bekçilik, aynı zamanda bu işyerinde TIR KANTARI tartımcısı olarak çalıştım.
Dilekçem, ILGAZLAR AŞ sahibi Şenol Ilgaz'ın oğlu Mehmet Ilgaz'ın, kendi şirketlerinde "usta olarak" çalıştırdıkları KOCA USTA lakaplı (ismini bilmiyorum) şahısın ölümüne sebep olduklarıyla ilgilidir. KOCA USTA lakaplı şahısı tanımıyorum. BU dilekçeyi vicdanımı rahatlatmak için veriyorum.
Koca Usta'nın kaza yapıp öldüğü gecenin akşamı, TIR kantarında asfalt yüklü kamyonları tartıp çıkışını yapıyordum. Kamyon sayısı az olduğu için, Eskişehir'e gidip geri gelmeleri iki saati buluyordu. Bu saatler içinde kantarda, kamyonların dönüşünü beklemem gerekiyordu. Boş oturmaktan sıkıldığım için, 50 metre ileride asfalt makinasının kontrol kabinine iniyordum, asfalt üretiminden sorumlu Metin ve kepçeci Ali İhsan Sertel ile vakit geçiriyordum. Bazen onlara çay demliyordum, çay bardaklarını yıkıyordum. Asfalt işinin geç saatlere kadar devam edeceğini söylediler. Fakat diğer taraftan bitüm'ün (asfalt malzemesi, zivt) az olduğundan söz ediyorlardı. Gece saat 1'de iş biter diyorlardı.
Akşam saat 9 gibi Mehmet Ilgaz, mavi Volkswagen otomobil ile geldi. Mehmet Ilgaz asfalt makinasının kabinine girince dışarı çıktım, kabin kapısı kenarında bekledim. Metin "Bitümün az olduğunu, kamyonlara iki tur daha yaptırabileceğini" söyledi. Mehmet Ilgaz "mazotun durumunu" sordu. Metin, mazot tankına gidip kontrol ettikten sonra Mehmet Ilgaz'a "200-300 litre var" dedi. Mazotun bu iş için yeterli olduğunu, bitümün az olduğunu tekrarladı. Mehmet Ilgaz:"Usta'ya telefon edeyim de 500 litre mazot getirsin" dedi. Metin:"Mehmet Bey, mazot yeter. Koca Usta'yı bu saatte ayık bulamazsın zaten, rahatsız etme adamı" dedi. Bu sırada Ali İhsan, munkere kum doldurmak için kabinden ayrıldı. Mehmet Ilgaz da kabinden dışarı çıktı, cep telefonunu tuşladı: "Usta ben Mehmet, mazot azalmış, 300-500 litre al da gel" dedi. Usta mazotu getirmek istememiş olacak ki: "Başlarım senin kafanın kıyaklığından, hıyar, benim kafa da kıyak. Gecenin bu saatinde ben burdayım. Kalk gel, zıkkımlandığından burada da var" derken, Metin'in viskisinden ve dolapta bekleyen bira şişelerinden bahsediyor olmalıydı. Telefondan sonra Metin:"Mehmet Bey, mazota ihtiyacımız yok, telefon et usta gelmesin. Gece vakti bir yerlere vurur bu adam. Adama da yazık, arabana da..." dedi, Mehmet Ilgaz:"Si.... arabayı, biraz muhabbet ederiz, iki tek içeriz, sen arabayla evine bırakırsın" dedi. Gece saat on buçuk gibiydi. Bu sırada kiralık kamyonlar asfaltı boşaltıp gelmişti. Tır kantarına gittim, sırayla kiralık kamyonları ve şirkete ait iki kamyonu tartıp gönderdikten sonra, Koca Usta'nın kaza yaptığını haber alıncaya kadar kantar kabininden ayrılmadım.
Mehmet Ilgaz otomobiliyle son sürat gitti. Ardından Metin, şirkete ait Reno Toros'la gitti. En son Ali İhsan, kepçeyle giderken kantarın önünde durdu, beni çağırdı. Koşarak yanına gittim "Hayrola, ne bu telaş?" diye sordum. Ali İhsan:" Ya ağabi, Koca Usta mazot getirirken, Satılmışoğlu Köyü'nün yakınında elektrik direğine vurmuş. Adam pisi pisine gitti. Halbuki Metin o kadar da söyledi Mehmet'e, adam bu saatte sarhoştur, mazotu getirtme diye." "Ölmüş mü?" diye sordum, "Bilmiyorum, Jandarma telefon etti, adamı hastaneye kaldırmışlar" dedi ve kepçeyle hızla uzaklaştı.
Saat gece yarısını geçmişti. Ali İhsan kepçeyle birlikte şantiyeye döndü. Kepçeye bağlı hurda yığını kırmızı bir arabayla. "Hastaneye telefon ettiklerini, Koca Usta'nın durumunun çok ağır olduğunu, sabaha çıkmaz dediklerini" söyledi. Ali İhsan vicdanlı biriydi:"Metin o kadar söyledi bu adam sarhoştur, çağırma diye. Pisi pisine gitti, yazık oldu ustaya" diyordu. Çok üzülmüştük fakat yapacak bir şey yoktu.
"Koca Usta araba kullanmasını biliyor muydu? Ben bu adamın arabayla buraya malzeme getirdiğini hiç görmedim" dedim. Ali İhsan:" Ya ağabi, Mehmet'in salaklığından, alkollü adama araba mı teslim edilir? Hem de mazot yüklü..." dedi, sonra Metin geldi Toros'la, Ali İhsan'ı alıp gittiler.
Sabah 5'te şantiyeye Şenol Ilgaz geldi, başka bir Toros'la. Yanında makam şöförü Mahmut vardı. (Daha sonra bu makam şöförünü tekme tokat işten attığını görmüştüm). Hurdaya dönmüş mazot tankerinin yanına gitti, ben de koşarak yanına gittim. Koca Usta'ya ana-avrat dümdüz gidiyordu. "Pezevenk belasını buldu, geberdi gitti, güzelim arabayı da götürdü" diyordu. Makam şöförü Mahmut bulunup, sorulabilir. Hurda arabasını uzun uzun inceledikten sonra benden ifade almaya başladı:"Akşam neler oldu burada? İçtiler mi? Mazot hiç mi yoktu da sarhoş adamdan mazot istediler? Küfürle karışık sorularına sürekli "Bilmiyorum" diyerek karşılık verdim. Sonra asfalt makinasına indi. Yanında makam şöförü ve ben. Mazot tankına çıktı, içine baktı, küfürleri sıralamaya devam etti:"Burada 500 litre mazot var. En az üç gün gider. Bu adamı bunlar niye çağırdı, içki içmeye mi?" diye bağırdı, sonra asfalt makinası kabinine girdi, yarım şişe viskiyi, dört şişe açılmamış birayı gördü, sinirleri on kat daha kabardı. Bana sürüyle soru soruyordu. Cevap versem dövecek, sessiz kalmayı tercih ettim. Sonra küfürleri sıralaya sıralaya arabasına bindi, gitti.
Aynı günün akşamı iki adam geldi otomobille. Koca Usta'nın yakınlarıymış. Hurda mazot tankerini görmek istediler, "Başınız sağolsun" diyerek hurda yığının yanına götürdüm. "Akşam böyle mevzular oldu, fakat söyleyemiyorum, acınız azalsın, ben sizi bulur söylerim" diyordum içimden. (Ilgaz AŞ isimli bu suç şirketinden ayrılır ayrılmaz, ilk işim bu oldu zaten. Koca Usta'nın evini buldum fakat eşi, evini kiraya vermiş, Muş-Varto'da polis olan damadının yanına taşınmıştı. Koca Usta'nın ağabeyini tesadüfen buldum. Konuyu anlattım, şikayetçi olmaları ve şahsımı da şahit göstermelerini istedim. Bu yaşlı adam, cinayete kurban giden kardeşinin eşiyle telefonda görüşerek olayları anlattı. "Ilgaz mafyasıyla uğraşılamıyacağını, Belasını Allah'tan bulmasını, acılarını sineye çektiklerini" söylediler. "Ilgaz mafyasının yakasını bırakmayacağımı, yasadışı tüm icraatlarıyla birlikte bu cinayetin hesabını soracağımı" kendilerine arzettim. Koca Usta lakaplı Ruhi Güner'in alkolik olduğuna ve alkol tedavisi gördüğüne dair belge istedim. Şimdi bu belge şahsımda.)
Ali İhsan Sertel (Ilgaz'ın iş makinaları kullanan kepçecisi), merhametli fakat patronuna bağlı bir adamdır. Anlattıklarımın doğru olduğunu söylerse, merhametinden, yalan olduğunu söylerse, Şenol Ilgaz'a bağlılığındandır. Mehmet Ilgaz'ı hiç sevmez. Bu anlattıklarımı itiraf edebilir. Ali İhsan Sertel'i Mehmet Ilgaz işten atar, ertesi gün Şenol Ilgaz işe geri alır. Çünkü işini iyi yapar. İş makinaları kullanma ehliyeti olmasa da, iş makinalarını kullanmada üstüne yoktur. Ayrıca Şenol Ilgaz'ın bol miktarda "sır"larını bildiğinden, Ali İhsan'ı işten atmak işine gelmez. Metin ise bildiğini okur. Paradan çok içkiye önem verir. Servet sahibi olmuş, içki yüzünden bunları kaybetmiş uçuk biridir. Eşiyle boşanmasına sebep içkidir. Mehmet Ilgaz her gün Metin'e bir şişe kaliteli viski alır, birkaç paket Malboro alır, karşılığında "bitüm hırsızlığı" yaptırır. Metin, içkili kafayla yüksek gerilim hattı direğinin tepesine çıkar, tamirat yapar, ölümle oyun oynar. Kısacası hayatında beklentisi olmayan biri. defalarca alkollü araba kullanmaktan ehliyetine el konulmuştur. Alkol alan insanları kendine dost sayar. Merhametlidir.
Yukarıda anlattığım üzere, Koca Usta lakaplı Ruhi Güner, bile bile ölüme gönderilmiştir. Gönderen Mehmet Ilgaz'dır.
Yüce Türk Adaleti'nin gereğini yapacağına inanıyor, saygılarımı sunuyorum.
Kenan AKKUŞ
Ruhi Güner'e ait daire, eşi tarafından kiraya verilmiş ve eşi Varto'daki kızının yanına taşınmıştır. Kiraya verilen bu dairenin tam adresi: Uluönder Mah. Şahap Sok. Gençler Apt. Kızının telefonu: (İlgilenecek makamlar şahsımdan alabilir)
Başbakanlığa sunduğum bu dilekçemle ilgili kamu görevini yapmamış, ısrarlı ihbarlarım sümenaltı edilmiş, susturulmak için şahsıma bol keseden "hakaret davaları" açılmış, "gıyabımda" hapis cezaları yağdırılmıştır. Başbakanlık Makamına sunduğum bu dilekçemin akibetinin meçhul olduğunu kamuoyuna duyuruyorum ve mahkemelere sunduğum, ancak bu mahkemelerde hakimler ve savcılar tarafından sürekli örtbas edilen açıklamalarımı bir kez daha yazıyorum:
Başbakanlık Makamı'na yazmış olduğum 20.05.2004 tarihli dilekçemdeki dört konudan biri, şimdi aktaracağım cinayeti içermektedir. Şirketlerinde "usta" olarak çalıştırdıkları ve "alkolik" olduğu belgelerle sabit Ruhi Güner isimli şahısı bile bile ölüme gönderdiklerini ayrıntılarıyla Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bildirdim. Bu olaya bizzat şahit olduğumu ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, bu cinayetle ilgili bilgi almak yerine şahsımla alay etmiş, dalgasını geçmiş, sonra da "akli ve ruhi durumumdan" şüphe duyarak Adli Tıbb'a sevketmiştir. Şahit olduğum bu cinayetin aydınlanması için yardım istediğim Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı, bu cinayeti aydınlatmak yerine, şahsımın "deli" olduğunu isbat için büyük bir gayret içine girerken, aynı konuda şahsıma "deli" raporu aldırmaya çalışan AKP'li Ilgaz mafyasının servet sarfettiği makamlar da şahsıma "deli" raporu aldıramamıştır. "Akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığı, vesayet altına alınmam gerektiğiyle" ilgili davaları mahkemelerde reddedildi. (27/05/2005 tarihinde Esk. 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde reddedildi. Hakimin şahsımı "tutuksuz olarak yargılanmasına" karar verdiği ara kararda reddedilen davalara da yer verildi. Hazırlık No:2005/6139 ve Esas No: 2005/401... Daha sonra bu dava uzun süre kayboldu. Cumhuriyet Başsavcılı'ğına ısrarla suç duyurlarında bulundum. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, "onanması için" YARGITAY'a göndermiş. Yargıtay 4. Ceza Dairesi de bu davayı geri göndererek "yargılanmanın kaldığı yerden devamını" talep etmiş. ) AKP'nin kurucusu Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda kirli oyunlara alet olan Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bizzat ihbarda bulunduğum iki cinayetten biri olan Ruhi Güner davası ile ilgili ne yapmıştır, ifadelerinin alınması... Cinayete kurban giden bu şahısın kaza esnasında aşırı derecede alkollü olduğunu, Çukurhisar Jandarma Karakolu'nda tutanakların, AKP'li Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda yazıldığını, hiç bir surette otopsi yapılmadığını, üstelik bu şahısın "alkol tedavisi gördüğünü" isbat eden belgelerin varlığını bildirdiğim halde, o zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek ne yapmıştır, ifadesinin alınması... Bu cinayetleri örtbas etmekten başka ne yapmıştır ülkemizin Atatürkçü Başbakanı Recep Tayyib Erdoğan? Dört senedir iddia ettiğim gibi, Ruhi Güner isimli şahıs, Ilgaz mafyası içinde şöför olarak değil, motor ustası olarak senelerce çalıştı. "Alkolik" olduğuna dair raporlar olmasına rağmen, Ilgaz mafyasının dört numaralı babası Mehmet Ilgaz, önünü dahi göremeyen bu şahısı mazot yüklü tankere zorla bindirdi. Önünü dahi görmeyen bu şahıs da mazot yüklü tankerle elektrik direğine çarparak cinayete kurban gitti. Bu ifadelerimi doğrulayacak dört adet görgü şahidi vardır. Bunlardan ikisi hala Ilgaz Mafyası içinde çalışmaktadır. Israrla suç duyurularıma devam etmem sonrasında, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bu olayda Ilgaz mafyasının suçlu olmadığını tarafıma yazıyla bildirmiş, şahsımdan ifade almak yerine internet sitelerimdeki iki adet cinayeti kasıtlı olarak birbirine karıştırmış, sümenaltı etmeye çalışmıştır. Bu iki cinayetle ilgili ısrarla şahsımdan ifade alınması taleplerim reddedilmiş, Ilgaz mafyası korunmaya devam edilmiştir, cinayetler zaman aşımına uğratılmaya çalışılmıştır. Savcıların görevi adaleti yanıltmak değil, suçlu olanı adalete teslim etmektir. Bu olayın, tarafsızlığını yitirmiş Adalet Bakanlığımızca değil, İnsan hakları mahkemelerinin özellikle incelemesini beklemekteyim. Dört senedir ilgili makamlara sunduğum ayrıntılı dilekçelerimin Ağır Ceza Mahkemesinde incelenmesi gerekmektedir. Ruhi Güner'in eşi, kızı ve polis olan damadı, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasından korktukları için davacı olmamışlardır. Makamına giderek bizzat şikayetlerimi ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer'in şahsıma söylediklerini, isbat edeceğimi taahhüt ederek aynen aktarıyorum: "Mektubunun hiç bir tutar yanı yok. Kim okusa sana deli olduğunu söyler. Hani hırsızlığın belgeleri, göster bakalım? Bir adam ölmüşse sana ne? Yok mu bunun ailesi, onlar şikayetçi olsun. Sana ne oluyor? Kaçak villalar hani nerede? Hangi paftada, hangi parselde? Deli zırvalarıyla oyalama, vaktim yok. Çarşı polis karakoluna ifade mi verdin? Hadi isbat et? (Şahitimle birlikte verdiğimiz dilekçeleri yırtıyor. Yırttığı bu dilekçelerin içeriği: Şenol Ilgaz ve çetesi şahsıma pusu kuruyor, zorla bir çok belgeleri imzalatmaya çalışıyor. Bir şahit ve ses kayıtları mevcut.)" Başsavcı Vekili'nin de ses kayıtları şahsımda mevcuttur.
Yeri gelmişken bir ibretlik belge sunalım ve ardından kısa açıklama yapalım:
Yukarıda görüldüğü üzere, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Savcı Cemal Gürsel Sarıca ismiyle şahsıma postaladığı bu açıklamayı okudunuz. 20/05/2004 tarihli Başbakan'a sunduğum ifademi ve ardından ilgili makamlara sunduğum açıklamaları da okudunuz. Bu cinayetle ilgili Eskişehir Başsavcılık Makamı hiç bir surette bu olay ile ilgili ifademi almadığı gibi, bizzat ifade verme isteklerimi reddetti. Yukarıda altını çizerek sunduğum "maktülün ölümünü PTT'den emekli bir şöför olan Müeyyid isimli şahısın para karşılığında üstlendiğini iddia etmiş ise de..." Yukarıda anlattığım üzere, böyle bir ifademi okudunuz mu? Başsavcılık, her zaman olduğu gibi ihbarlarımı karartmanın yollarını aradı. Bu şahıs şöför değil, alkol bağımlısı bir motor ustasıdır. Alkolik olduğunun belgeleri vardır. Kaza yaptığı gece önünü göremeyecek derecede alkollü olduğunu söyleyecek 4 adet şahit 5 senedir ifade vermek için hala bekliyor. Aşırı derecede alkollü olan bu şahsın, mazot yüklü tankere zorla bindirildiğini söyleyecek iki adet görgü şahidi ifade vermek için hala bekliyor. Kasıtlı olarak otopsi raporu dahi alınmadığı gibi, Çukurhisar Jandarma'daki yetkililer, Cani Mehmet Ilgaz'ın ifadeleri doğrultusunda tutanak düzenledi. Çünkü daha önce Çukurhisar Jandarma'ya çok kıyak geçti. Bu kıyak kısmı öğrenmek isteyen savcılarım, cinayetle ilgili başka bilgileri de şahsımdan bizzat almalıdır. İfadelerimi İnternetten alanlar, işte örnekte görüldüğü gibi işine geldiği şekilde karartmaya devam ediyor. "PTT'den emekli Müeyyid" kısmı, bir başka cinayete aittir. Bu cinayeti işleyen de Şenol Ilgaz'dır. Bu cinayetin içinde kırmızı bir Mercedes ve rüşvetle susturulan bir görgü şahidi Savcı vardır. İşlediği cinayeti "PTT'den emekli Müeyyid'in" sırtına para karşılığında ve vaatlerle yüklemiş, cinayetten sıyrılmıştır. Senelerce cezaevinde yatan Müeyyid, cezaevinden çıktıktan sonra Şenol Ilgaz'ın yakasına yapışmış, Şenol Ilgaz'ın vaadettiği paraların ve yerine getirmediği konuların hesabını sormak istemiş, fakat kısa bir süre sonra ölmüştür. Ölmüş müdür? Öldürülmüş müdür? Eğer şerefiyle görevini yapmak isteyen bir savcımız hala kaldıysa, işte bu üçüncü cinayeti belgelerle şahsımdan öğrenebilir. Buyurun, bekliyorum...
Başsavcılığın şahsıma gönderdiği belgeden anlaşılıyor ki: malımızı, canımızı, namusumuzu Devlet adına korumak ve kollamak adına maaş alan ilgili tüm makamlar, görevlerini beş senedir yapmamaktadır. Beş senedir ısrarla anlattığım "Devlet Büyükleri"m, ihbarlarımı araştırmak yerine, ILGAZ soyadlı namussuzlar sürüsünün Ak Parti kurucusu olmaları sebebiyle cinayetleri, hırsızlıkları, sit alanı yağmacılığını, tarihi eser kaçakçılığını, horumları, karaparaları, sahtecilikleri, rüşvetleri ve uyuşturucu ticaretini görmek istememekte, Türkiye Cumhuriyeti'nin sorumlu bir vatandaşını linç etmeye devam etmektedirler. Bu namussuzları ihbar etmekle aslında "devlet memurlarına" hakaret ettiğim iddia edilip hapis ve para cezaları yağdırılmaktadır. Milli servetlerimize sahip çıkmamın ve yaşanan yasadışı işleri ihbar etmemin karşılığı şu anda 8 sene hapis cezasıdır. Bir başka ülkede olsaydım, devletimin yetkilileri şimdi onur madalyası verirdi. Ben madalya falan istemiyorum kardeşim. Münasip yerlerine soksunlar. Fakat önce bu vatan hainliklerine bir nokta koysunlar.
Yukarıdaki belgenin en sonunda diyor ki: “CMK’nun 172 ve 173. maddeleri gereğince, kararın bidirim tarihinden itibaren işleyecek 15 günlük yasal süre içinde Kütahya Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz yolu açık olmak üzere” diyor. Yani demek istiyor ki Eskişehir mahkemelerinin itiraz etme yeri, yani üstü Kütahya mahkemeleri…
Kütahya’ya giderek Başsavcısı Cemil Kuyu ile görüştüm. Eskişehir’deki yasadışı işleri ve cinayetleri makamında anlattım. Eskişehir Başsavcısı ve Başsavcı Vekilinin taraflı davranarak suçları örtbas ettiğini ilettim ve yardım istedim. Hatta reddi hakim talebinde bulunduğumu ve bunun kabul edilmediğini, bu sebeple Kütahya’ya yerleşip mahkemelere Kütahya’dan katılmak istediğimi, bu konuda yardımcı olmalarını istirham ettim. “Eskişehir savcılarının ve mahkemelerinin amiri ben değilim, mahkemeleri Kütahya’ya taşıman da mümkün değil, Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü’ne şikayetlerini ilet” tavsiyesinde bulundu ve uğurladı. Madem ki böyle, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı neden "itiraz hakkımı" Kütahya'ya sunmamı talep ediyor? Kimler kimlerle dalgasını geçiyor, Allah bin türlü belasını versin...
Kütahya Başsavcısı’na hitaben yazdığım dilekçe : 057.htm
Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü’ne çok sayıda dilekçe yazdım ve her defasında bu suçlu şahsılar araştırılmadan AK’landı. Şahsımdan ifade alan Baş Müfettişler susturuldu. Bu müfettişlerden biri Şevki Arkar. Bu müdürlükteki Ramazan Kaya isimli hakimle makamında bizzat görüştüm, konulardan haberi olmadığını, fakat altındaki imzanın kendisine ait olduğunu söyledi. Yani bu dilekçeler işleme girmedi ve usulen şahsıma “soruşturmaya yer olmadığına” cevapları geldi. Şahsıma gönderilenleri tıklayarak inceleyiniz: 024.htm
AKP’nin boyunduruğu altındaki Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nden farklı bir şey mi bekledim acaba? Cinayetler dahi kapatılıyorsa bu memlekette, söyleyecek tek sözüm kalıyor: Allah belanızı versin… Büyükerşen gibi barsak kanserine yakalanırsınız da kan sıçarsınız inşallah... Amin...


TC Kenan Akkuş (esrehber)






KATİL TAYYİP’İN CİNAYETİNİ ÖRTBAS EDEN SAVCI

HABİP KORKMAZ ŞİMDİ ÇORLU BAŞSAVCISI








HADİ ŞİMDİ SÖYLEYİN...

Hangi savcı bu hainler için iddianame hazırlayabilir?
Hangi hakim yargılayabilir?
... ve hangi gazete yayınlayabilir?

Bu cinayeti benden başka kamuoyuna sunan var mı?

Öldürülmeyi çoktan hak ettim de...
Beceremiyorlar...

Eğer ki bu hırsızlar yargılansaydı...
Binali'nin de kellesi kopardı...
Hırsız Tayyip'in de...
Tornavidacı Feridun ötmeye karar verince...
Adalet Bakanı Bozeşşeğin emriyle dava kapatıldı...

Kenan Akkuş (esrehber)





MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BAŞBAKAN TAYYİP ÖLDÜRTTÜ

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldüğü günden beri ısrarla “Hizbullah'ın suikastı sonrasında öldürüldüğünü” duyurmaktayım.

Ortada kazadan öte bir olay var ve devlet büyüklerimiz ilk beyanlarında (başta cinayetleri örtbas etmekle meşhur Cemil Çiçek ve Hizbullahçı Tayyip) “Bu bir kazadır” diyerek, suikast olabileceği akla dahigetirilmeyerek önyargılarını ortaya koymuşlardır.

Zaten enkaza ilk ulaşanların ve delilleri karartanların kimler olduğu ortadadır. 3 bin kişinin ve 25 helikopterin katıldığı kurtarma operasyonu tamamen fiyasko olduğu gibi, tamamen düzmece ve göstermelik bir senaryodur.

Eğer istenseydi, kazadan 10 dakika sonra, altı kişinin de üzerinde bulunan ve bunlardan sadece bir tanesinin cep telefonunun verdiği sinyallerle kazazedelerin tam yeri tespit edilebilir, kurtarma helikopterleri bölgeye ulaşırdı. Bilgi de, teknoloji de bu iş için ülkemizde vardır. 112’yi suçlamak ise sadece ahmak kafaların “sıyrılma” çaresidir fakat bunu Kenan yemez.

Maalesef ki Döngel Köylüsünün “köylerinin üstünden ve alçaktan uçan kırmızı bir helikopter geçtiği, daha sonra da patlama sesi duyduklarını, daha sonra bu durumu ilgili makamlara telefonla ilettiklerini”… Bu sözler gerçektir…

Döngel köylüsüne “konuşma yasağı koyan” kimler dersiniz? Enkaza ilk ulaşan köy korucularını susturan, ellerinden telefonlarını alan, koruculara “konuşma yasağı” koyan kimlerdir?

Hadi, sıkıysa konuşturun köylüleri… Aralarından bir tanesi konuşup, “faili meçhul” olmak ister mi acaba?

Bu konuda anlatacaklarım çoktur. Tezgah Fetullah Terör Örgütü’nündür, “Ergenekon safsatalarıyla ilişkilendirilmek adına” tezgahlanmıştır, fakat Vatandaş Kenan bunu yememiş ve “kaza”nın olduğu gün internet sitesinin en üst sayfasında yer vermiştir.

Ergenekon safsatalarının geçmiş dalgalarını hatırlayın. Geçin dalganızı bakayım… 11’inci dalga mıydı? “Baykal’a ve Bahçeli’ye de Ergenekoncular tarafından suikast düzenlenecekti…” Bu lafları ben etmedim. Hizbullahçı Tayyip’in Ergenekon savcıları haber verdiler. Fakat içlerinde Muhsin Yazıcıoğlu da var” diyemediler…

Oysa Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği kırmızı helikopter’in arka pervanesine “uzaktan kumandalı bombalı düzenek” kondu. Havalandıktan kısa bir süre sonra patlatıldı. Pilot ve yolcular yüksek gürültü çıkaran helikopterin motor sesi sebebiyle patlamayı duymadı fakat pilot kontrolü kaybederek uzun bir süre alçaktan uçtu. Üstelik pilot acemi ya da sıradan bir pilot değil, bir çok tehlikeli durumda bile kullandığı helikoptere hükmedecek tecrübeli bir pilottu ve bu olayda çaresiz kaldı, aracını yükseklere havalandıramadı.

Çok yoğun sis olduğu, dondurucu soğuk olduğu doğru fakat yoğun bir kar yağışı olduğu yalandır. Yoğun bir kar yağışı olsaydı helikopteri tamamen kapatırdı.

Helikopterde bir radar cihazı vardı ve yoğun siste bile karşısına çıkacak dağları ve tepeleri fark edebilirdi. Helikopter çok alçaktan uçarak 150 metrelik bir tepeye çarparak infilak etti. Oysa bu helikopterin yüzlerce metre yüksekten uçması gerekiyordu, çünkü yolu uzundu.

Yerden yüksekliğini gösteren cihazın çalışmaması söz konusu olamazdı. Pilot hatası olamayacağı gibi, pilotun Muhsin Yazıcıoğlu’nu bilerek ve isteyerek öldürebileceği de düşünülemezdi.

Bu tezgah Ergenekon safsatalarının bir parçası olarak düzenlendi fakat Fetullahçıların elinde patladı.

Bölgeye giden ve iki gün sonra ancak ulaşabilen ilk kurtarma timi gelmeden saatler önce Fetullah Terör Örgütü’nün elemanları olan subaylar, bildikleri tezgahın delillerini sildiler. Helikopterin içinden bazı cihazları sökerek yok ettiler.

Helikopter düştükten sonra İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servisi aramıştır. Bu konuşmada bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ'ın inlediğini, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe'den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ise ortada olmadığını söylemiştir.

Bu konuşmalar İsmail Güneş'in son konuşması olmuştur. Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dâhil 6 kişinin cesedi, arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulunmuştur.

Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil 115 km uzağındaydı.

Alman bilirkişilerin bile içinden çıkamayacağı bu tezgah öyle bir ustalıkla hazırlanmıştı ki, bu iş için uzmanlaştırılmış Fetullahçılar bile başarılarına hayran kaldı. Bundan daha temiz bir iş olamazdı.

Hadi buyurun, sıkıştırın Hizbullahçı Tayyip’i… Telefon sinyallerini birkaç dakikada kesin ve net bulabilecek bir teknolojiye sahip olan Türkiye, nasıl ve hangi sebeple 115 km ötede 48 saat oyalandı?

Enkazdan 500 metre uzaklıktaki gazeteciye, kurtarma timindeki 3 bin kişi ve 25 helikopter nasıl ulaşamadı? Donup ölmesi mi beklendi? Anlatacaklarını hiç kimsenin duymaması mı gerekti?

Acaba bu yaşananlar Tayyip’in helikopterinin başına gelseydi, Tayyip kaç saniye sonra kurtarılırdı?

Bu olayda en dikkat çekici kısım: Kurtarma timinin başına geçerek her yere telsiziyle emirler yağdıran ve köylülerin ısrarla işaret ettikleri yöne değil de ters yöne insanları gönderen bu Hizbullahçı zat kimdir?

İşte bu Hizbullahçıyı bulup konuşturursanız, Muhsin Yazıcıoğlu’nu Tayyip'in emriyle  Hakan Fidan ve MİT ajanları tarafından öldürüldüğünü bulursunuz...

Suç delillerini yok eden Binali Yıldırım ve çetesi...


11/11/2012

Kenan Akkuş (esrehber)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder